Yıllar yıllar önce (sanırım 1960’lı, 1970’li yıllar), Bursa’da bir davulcu yaşıyordu. Ramazan ayında insanları sahura uyandırmak için davul çalardı. Geri kalan on bir ay içerisinde de ekmek parası için düğünlerde, mitinglerde, şenliklerde sanatını icra ederdi.

Bir zaman sonra, davulcunun yaşı kemale erdiğinde, davulcunun gençlik yıllarında hiç düşünmediği bir soru aklına gelip çattı. Hayatını Ramazan ayları dışında hep içkili düğünlerde, eğlencelerde davul çalarak kazanmıştı. Kefen parasını bu kazandıkları ile hazırlamıştı. Aklını kurcalayan soru işte tam olarak buradan peydah oluyordu.

  • Acaba hazırladığı bu kefen parası caiz miydi, değil miydi?

İçini kemiren bu sorunun cevabını öğrenmek için Diyanet İşleri Başkanlığı’na danışmaya karar verdi. Bir mektup yazdı. Durumunu izah etti ve aynı soruyu sordu. Bir karşılık geldi ancak gelen cevap karşısında içi cayır cayır yanmaya başladı.

  • Caiz değildir.

Garip davulcu üzüntüsünden, içindeki daraltıyı ferahlatmak adına hikayesini dönemin ünlü yazarlarından Hasan Pulur‘a yazdı. Mektubu şaşkınlık içerisinde okuyan yazarımız, konuyu Olaylar ve İnsanlar köşesine taşıdı. Davulcunun hikayesini ve Diyanet’ten gelen cevabı anlattı. Ardından şu soruyu ekledi.

  • Diyanet yetkilileri caiz değildir diyorsa demek ki bir bildiği vardır. Benim de bir sorum olacak. Oradaki çalışanlar, din görevlileri maaşlarını devletten alıyorlar. Devlet ise bu paraları halktan aldığı vergilerle ödüyor. Vergi verenlerin içerisinde meyhanecisi de var, kerhanecisi de. Bu durumda oradaki çalışanların, oraya bağlı din görevlilerinin aldıkları maaş caiz midir, değil midir?

He he, ortalık karıştı tabi. Sonunda Diyanet İşleri Başkanlığı, konu yanlış anlaşılmış, yanlış yanıt dönülmüştür. Kefen parası caizdir açıklaması yapmıştır.

Bu hikaye gerçek midir yoksa değil midir bilmiyorum. Ancak bu hikayeyi bize kazandıranlara teşekkür ediyorum.

1 YORUM

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu yazınız.
Lütfen buraya isminizi giriniz.