II. Abdülhamid, Osmanlı İmparatorluğu’nun 34. padişahıdır. Osmanlı’nın çöküşü sırasında ülkenin mutlak yönetimini sağlayan son padişahtı. Onun hükümdarlığı sırasında imparatorluk bir dağılma döneminden geçti. Başta Balkanlar olmak üzere çeşitli bölgelerdeki isyanlar ile uğraştı. Rusya İmparatorluğu’na karşı 93 Harbi savaşı yenilgisine tanık oldu. 31 Ağustos 1876’da tahta çıktı ve ülkeyi 1908’deki “Türk Türk Gençlik Devrimi” nin hemen sonrasına kadar yönetti, 27 Nisan 1909’da kaldırıldı.

Çocukluğu

Babası 33. padişah olan Abdülmecid’tir. Annesinin adı ise Tirimüjgan’dır. Dünyaya 21 Eylül 1842’de gözlerini açmıştır. Henüz 11 yaşında iken annesini kaybetmiştir. Padişah babasının emri doğrultusunda çocuğu olmayan Piristü Hanım Efendi ona baktı. Bir şehzade olduğu için özel hocalar ile eğitim gördü. Bir kaçını sıralarsak;

  • Türkçe’yi Gerdankıran Ömer Efendi’den,
  • Farsça’yı Ali Mahvî Efendi’den,
  • Arapça ve diğer bilimleri Ferid ve Şerif Efendi’den,
  • Osmanlı Tarihini Vakanüvis Lütfi Efendi’den,
  • Fransızca’yı Gardet French adında bir Fransız, Edhem ve Kemal Paşa’dan,
  • Müzik eğitimini Guatelli ve Lombardi adında iki İtalyan’dan almıştır.

Annenin olmaması, babanın -belki de görevi icabı- soğuk olması, geleceğin padişahı olması açısından uzak bir aday olması sebebiyle çocukluğundan beri yalnız olarak büyümüştür. Akıllı şehzade düşüncelerini dile getirmezmiş. Pertevniyal Kadın sayesinde dönemin padişahı Sultan Abdülaziz’e yakınlık kurabilmiştir. Abdülaziz sayesinde özgür bir şehzade olarak Mısır ve Avrupa seyehatleri gerçekleştirmiştir. Maslak çiftliğinde toprak işleri ile uğraşmış, koyun gütmüştür. Çöpçü madenleri işletmiştir. Borsaya katılarak para kazanmıştır. Padişah olduğunda yüz bin altını aşan bir varlığının olduğu rivayet edilir.

Tahta Çıkışı

Abdülaziz döneminde Bosna Hersek ve Bulgar isyanları başlamış, V. Murat döneminde ise Sırbistan Karadağ savaşları başlamıştı. Rusya, bu isyanları kışkırtıp destekliyordu. Doğu Sorunu ismi altında sorunu çözme adına fırsat kolluyordu. Abdulaziz zamanında Mahmud Nedim Paşa’nın dış borçların ödenmesine yönelik bir kararı olmuştu. Avrupa’da bu karar büyük tepki çekmiş ve yeni yardım alınamamıştır. Avrupa’da halk Osmanlı İmparatorluğu karşıtı olmaya başlamışlardı. Osmanlı’da maddi imkanlar kısıtlıydı. Bu yüzden isyanlar da bastırılamadı. Midhat Paşa ve arkadaşları, anayasaya dayalı bir yönetim kurmak istemektedir. Bu yüzden Abdülaziz ve V. Murad’ı tahttan indirilmesine sebep olmuşlar ve padişah olarak yerlerine 31 Ağustos 1876 tarihinde II. Abdülhamid’in gelmesini sağlamışlardır.

II. Abdülhamid, iyi niyetini hiç bozmadan bu şartlar altında çalışmalara başlamıştır. Kısa sürede ordunun ve halkın gönlünü kazanmıştır. Bunu nasıl yaptı diye soracak olursanız;

  • Seraskerlik Kapısı’nda subaylarla birlikte yemek yemiş ve ardından konuşma yapmıştır.
  • Hükümet üyeleri ve tapınak görevlilerini Yıldız Saray’ında akşam yemeğine davet etmiştir.
  • Tersanede denizciler ile bir araya gelmiştir.
  • Bab-ı Meşihat’da alimlerle birlikte iftar yemeğine katılmıştır.
  • Haydarpaşa Hastanesi’nde Balkan cephelerinde yaralanan askerleri tek tek ziyaret edip armağanlar vermiştir.
  • Bakanlar ve sadrazamı ile birlikte camilere giderek cemaat ile birlikte namaz kılmıştır.

Bu hareketler halk ve ordu arasında olumlu bir hava uyandırmıştı. Özellikle ordu için moral olmuştur. Türk ordusu Sırplara karşı önemli başarılar elde etmişlerdir. Ancak Rusya’nın ültimatomu üzerine üç aylık bir ateşkes imzalanmıştır. İstanbul’da düzenlenecek bir konferansta İngiltere Doğu Sorunu’nun tartışılmasını istemiştir.

Meşrutiyet

İlk anlaşmazlık, padişah ve hükümet arasında mabet katiplerinin atanması konusunda yaşanmıştır. Mütercim Rüşdü Paşa’nın istifasını padişah kabul etmemiştir. Midhat Paşa ve arkadaşlarının öldürülmesini ve II. Abdülhamit’in tahttan indirilmesini isteyen 400 kişilik bir grup eylemlerini gerçekleştiremeden tutuklanır. Görüşleri Sırplarla barış yapılmasını istememeleri üzerinedir. Müslüman ve gayrimüslimlerden oluşan bir komisyon ile anayasa hazırlanmaya başlandı. 19 Aralık 1876 tarihinde Midhat Paşa İç İşleri Bakanı (Sadaret) ilan edildi. Midhat Paşa ile anlaşamayan Mütercim Rüşdü Paşa istifasını verdi. 23 Aralık günü Kanun-i Esasi kabul edildi. Aynı gün İngilizlerin teklifini kabul eden devletler İstanbul’a geldi.

İstanbul Konferansı’nda toplanan devletler Kanun-i Esasi’yi ciddiye almadılar. Osmanlı İmparatorluğu’nun bağımsızlığını tehdit eden kararlar aldılar. Büyükelçiler İstanbul’u terk ettiler. Midhat Paşa, anayasanın uygulanmasını şart koşarak batılı devletler ile anlaşacaklarını beyan etti. Bu beyan sonrası, 5 Şubat 1877 yılında Midhat Paşa’nın sadrazamlığı sona erdi ve yurt dışına sürüldü. Osmanlı hanedanının kaldırılması, kendi ailesinin tahta çıkması, cumhuriyetin kurulması gibi söylentiler başını yaktı. İngiltere boş durmuyordu. Londra’da bir konferans yapmak için çalışmalar başladı.

Midhat Paşa kovulsa da meşrutiyet yönetimi devam ediyordu. Seçimler üç ay içerisinde anayasaya uygun bir şekilde yapıldı. 19 Mart 1877’de II. Abdulhamid tarafından açıldı. İlk Türk parlamentosu 141 üyeden oluşuyordu. 115’i millet vekiliydi ve bunların 69’u müslüman, 46’sı gayrimüslim’di. Geriye kalan 26 kişi ise önemli isimlerdi.

31 Mart 1877’de Londra’da konferans düzenlendi. Londra Protokolü imzalandı ancak II. Abdulhamit protokolü reddetti. Bunun üzerine 24 Nisan 1877’de Ruslar Osmanlı İmparatorluğu’na savaş açtı. Rusya’nın yanında Rumenler, Sırplar, Karadağlılar ve Bulgarlar’da katıldı. Osmanlı, hem maddi hem de askeri açıdan kötü durumdaydı. Dışarıdan her hangi bir yardım eli uzatan da olmadı. Plevne’de Gazi Osman Paşa, doğuda Gazi Ahmet Muhtar Paşa’nın başarıları yeterli olmadı. Türk orduları cephelerden çekilmeye başladı. Bunun neticesinde müslüman Türk on binler İstanbul’a göçmek zorunda kalmışlardır. Göç dalgasını Anadolu’ya dağıtma planları vardı ancak parlamento bu konuda kararını verememiş görevini yerine getirememişti.

Parlamentodaki ilk toplantı milliyetçilik kavgalarına yer vermişti. Gayrimüslimlere tanınan haklar, dil oyunları ile evrilip çevrilip özerkliğe, Osmanlı’dan ayrılma propagandalarına dönüştü. Anayasaya göre resmi dil Türkçe’ydi. Ermenice ve Rumca’yı da anadil olarak istenecek kadar iyi niyet suistimal edildi. Anayasaya göre ikinci meclis 1878 yılı itibariyle göreve başladı. Ruslar, İstanbul’a doğru ilerliyordu. Bu sorunlar mevcutken, muhalefet bazı milletvekilleri Sadrazam ile birlikte hükümetin görevine son verilmesini savaşta kaybeden komutanların mahkemeye çıkarılmasını istiyordu.

İç İşleri Bakanı (Sadaret) pozisyonuna Edhem Paşa yerine Ahmed Hamdi Paşa 11 Ocak 1878 tarihi itibariyle getirildi. Meclis, komutanların adalete teslim edilmesi konusunda ve her bakanın hesap vermesi yönünde tutumunu gösterdi. Bu tutuma yönelik 22 Ocak tarihinde bir öneri kabul edildi. II. Abdulhamit meclis başkanı olan Ahmed Vefik Paşa’yı meclise göndererek anayasaya tam olarak uygulanmasını, İç İşleri Bakanlığı (Sadaret)’i kendinden feda edip kaldırılmasını, her vekilin istendiğinde meclise hesap vermesini, şu zor zamanlarda ihtiyaç durumuna göre yerlerine vekil tayin edilmediği sürece hoş görülmesini emretmiştir. Padişahın bu emrine rağmen meclis kaynayan kazan olmaya devam etmiştir. II. Abdulhamid, Rus’ların ilerlemesine dönük meclisin karar almasını istemektedir ancak ciddi bir karar çıkaramamaktadırlar. 31 Ocak 1878’de Edirne’de Rus’larla bir ateşkes imzalanmıştır. Padişah, Ahmed Hamdi Paşa’nın görevine meclisin istediği adamları çıkartmaya çalıştığı için son verdi. Yerine 4 Şubat 1878’de Ahmed Vefik Paşa’yı meclis başkanı olarak atadı. Meclis başkanının görevini sınırladı. Görevi mecliste alınan kararların padişaha sunulması ve Bakanlar Kurulu’nun çalışmalarını düzenlemek olacaktı.

II. Abdulhamid sarayda olağanüstü toplantı organize etti. Ruslar ile barış meselesini görüşmek istiyordu. Meclisten beş milletvekili katıldı. Ahmed Vefik Paşa, Rusların şartlarını sundu. Şartlar kabul edilemeyecek kadar ağırdı. Buna rağmen herkes olumlu dönüş yaptı ama biri hariç. Astarcılar Kethüda Ahmed Efendi birden ayağa kalktı ve padişahı ağır bir üslup ile suçladı. Meclisin olanlardan sorumlu olmadığını da beyan etti. Padişah bu sözler üzerine kendisini savundu. Görevini yaptığını belirtti. Böyle sert suçlamanın cezasını da yine meclisin kararına bıraktı. Böyle zor bir zamanda bazı kötü niyetli kişilerin bu tür davranışlarla devlet işlerini tıkadığını sözlerine ekledi ve artık Sultan Mahmud’un izinden gitmek zorunda kalacağım diyerek son sözünü söyledi. Anayasanın padişaha verdiği yetkilere dayanarak 13 Şubat 1878 tarihinde Meclis-i Mebusan’ı kapattı. Bu hareketine rağmen meşrutiyetten ve anayasadan vazgeçmedi. İki kurumun varlığından devlet işlerinde de sürekli bahsetti. İlk meclis denemesi 10 ay 25 gün sürdü. Devlet güçleri zaman içerisinde padişaha geçmiştir. 3 Mart 1878 tarihinde Ruslarla Ayastefanos Antlaşması imzalanmıştır.

Ayastefanos Antlaşması’ndan sonra İngiltere itiraz etti. Paris Antlaşması’nı ihlat ettiği gerekçesini sunuyordu. İngiltere Rusya ile gizlice anlaştı. 4 Haziran 1878 yılında İngiltere gizli diplomasi oyunları ile Kıbrıs’ın yönetimini geçici olarak aldı. Hükümet onaylasa da, II. Abdulhamit bu antlaşmayı onaylamak istemedi, direndi. İngilizler askeri olarak tehditte bulundu. Bunun üzerine Kıbrıs’ta hükümranlık hakları korunduğu sürece anlaşmayı onayladı. Osmalı diplomatları, Berlin Konferansı’ndaki İngiliz vaadlerine inanıp Kıbrıs’ı gözden çıkarmışlardı. II. Abdulhamit ise Berlin Konferansı’nın masa başında pay alma çabası adına toplanıldığına inanıyor ve eğer taviz verilecekse karşılığının alınmasını istiyordu. 13 Temmuz 1878’de Berlin Antlaşması imzalandı. İngiliz doğasında olanı yaptı ve vaad ettiği desteği vermedi. Pek çok toprak kaybedildi. Ruslara ağır savaş tazminatı borcu altına girildi. Kıbrıs’ın İngiltere’ye bırakılması ile diğer devletlerin iştahının arttırılması da cabası oldu. İngiltere’nin desteği ile Bosna Hersek Avusturya’ya bırakıldı. 1881’de Tunus Fransızlara geçti. 1882’de Mısır İngilizlere geçti. 1885’de de Doğu Rumeli ismindeki eyaletimiz de Bulgarların eline geçti.

Osmanlı’da gelinen bu son durum şimdiye kadar uygulanan dış politakalar yüzündendi. Devletin bir dış politikası yoktu. Türk Dış İşleri Bakanlığı, Avrupa’da oluşan yeni dengeleri takip edememiş, bilgili ve tutarlı bir politika izleyememişti. Birbirleri ile kavga etmekten isabetli kararlar vermemişlerdi. Yabancı diplomatların etkisinde kalmışlardı. Devleti bir kenara koyup, yabancı devletlerin çıkarlarına alet olmuşlardı. Bu yanlış politika yüzünden itibar sıfıra inmişti. Bu yüzden İstanbul ve Berlin Konferansı’nda devlet hakaret seviyesine varacak kadar küçük düşürülmüştü.

II. Abdulhamid, büyük devletlerin devlet adamlarını yanlarına çekerek politikalarını bu yolla yürütmelerini görmesi daha tedbirli olmaya yönlendirdi. Bu sebeple yavaş yavaş devlet adamlarının güçlerini kendinde topladı. Önceki padişahların tahttan indirilmesi, kendisine de aynı muamelenin yapılacağı şüphesini arttırdı. Bu yüzden olan biten her şeyden haberdar olmak için kuvvetli bir hafiye teşkilatı kurdu.

Ülke yönetiminde sert bir politika takip etti. Dış devletlerin asılsız haberleri, devleti huzursuz etmesi sebebiyle sıkı bir sansür uygulattı. Ekonomik anlamda kendisinden önceki yönetimlerin borcunu ödemeye öncelik verdi. Çünkü bu borç dış baskı gücü olarak kullanılıyordu. 20 Aralık 1881 yılında Avrupalı alacaklıların temsilcileri ile Muharrem Kararnamesi imzalandı. Bu kararnamede Avrupalı alacaklılara belli devlet gelirlerinin toplanması amacıyla Düyun-ı Umumiye’nin kurulmasına izin verildi. Bu girişim her ne kadar itibar kazandırsa da borçlar ödenmekle bitirilemedi. Borçlanmalara karşılık Fransız, İngiliz ve Alman bankalarına yer altı ve yer üstü madenlerin işletilmesi izni verildi. Yabancı bir kuruluş olan Osmanlı Bankası’na devletin maliyesinin yabancılar tarafından denetlenmesi izni verildi. Dünyadaki ekonomik bunalımın da etkisi ile zirai üretim düştü. Devlet gelirleri azaldı. Bunun üzerine imtiyaz politikası uygulandı. Bu da rüşvet yiyiciler yüzünden suistimal edildi. II. Abdulhamid’in demiryolu misyonu Alman şirketlerine verildi.

Denge Politikası

II. Abdulhamid’in en başarılı olduğu konu dış politikadır. Öncelikle dış politikayı yakından takip edebilmek için bir istihbarat ağı kurdu ve bunu sarayda bilgilerin toplandığı yer olarak bir çeşit bilgi merkezi kurdu. Bütün bilgileri burada toplanır ve değerlendirilirdi. Gerektiğinde bilim insanlarından dış politika konusunda bilgi alırdı. II. Abdulhamit’in izlediği dış politika teoride basit, uygulamada zor bir işti. Avrupa devletlerinin Türkiye üzerindeki çıkar çatışmasından faydalandı. Büyük devletleri arasını açmak için elinden geleni yaptı. İngiltere’ye karşı Ruslarla dostluk kurdu. Mısır ile ilgilenen Fransızları, İngilizlerin karşısına çıkardı. Kuzey Afrika’da da Fransızların karşısına İtalyanları koz olarak sürdü. Osmanlı Devleti aleyhinde birleşmelerini önlemek amacıyla bir dış politika izledi. 1878’den 20. yüzyılın başlarına kadar bağımsız bir politika izledi. Hiç bir devlet ile antlaşma imzalamadı.

İngilizler de boş durmuyordu. Müslümanlar arasında hilafet hakkının Kureyş soyundan gelenlere verilmesi gerektiği fikrini akıllara soktu. Arap yarımadasında II. Abdulhamit’in halifeliğinin geçerli olmadığı fikri yayıldı. II. Abdulhamid ise bu gayrete karşılık olarak panislamizmi ortaya çıkardı. Panislamizm, her müslümanın kardeş olduğunu söyler ve milliyetçi, ırkçı kavramları reddeder. Bu fikrin yayılması uğrunda şeyhleri alimleri de kullandı. II. Abdulhamid halifelik rolünü en çok kullanan padişah olmuştur. Japonya’ya Çin’e İslam’ın yayılması için faaliyetler göstermiştir. Hatta Çin o kadar etkilenmiştir ki, Pekin’de İslam Üniversitesi açılmıştır. Şam’dan Mekke’ye kadar Hicaz demiryolunu inşa ettirmiştir. Ümmetçilik ilkesine karşılık Avrupa devletleri İslam tekrar hortluyor korkusu ile Berlin Antlaşması’nda imzalanan azınlıklara imtiyazları gündeme getirdi. Diplomatik baskıları arttırdılar. Öyle ki, padişah Makedonya ve Lübnan konusunda geri adım atmak zorunda kaldı. II. Abdulhamit’i Ermeniler üzerinden sıkıştırdılar ancak direndi. Siyonistler Filistin’e Yahudileri yerleştirme üzerinden padişahı sıkıştırdı ancak II. Abdulhamit hiç bir tekliflerini kabul etmedi. Devlet borçlarının tamamını ödeme tekliflerini dahi Filistin halkı için İslam için reddetti. Panislamizm sayesinde İngilizlerin Arap milliyetçiliği oyunu bozuldu. Ancak devletin mali durumu daha fazla dayanacak durumda değildi. 1890’lardan itibaren tarafsız olarak dış politikalardan çekildi. O sıralar oluşan devlet gruplarından birine de katılmayı tehlikeli görüyordu. İnce eleyip sık dokuyarak Almanlar ile ekonomik iş birliğine razı oldu. Almanları tercih etme sebebi;

  • Hiç bir İslam ülkesini işgal girişiminde bulunmaması
  • Ermeni probleminde Osmanlı’nın görüşünü desteklemesi
  • Alman imparatoru II. Wilhelm’in İslam karşıtı olmaması, hatta dostu olarak beyan etmesi

Almaya’nın kendi ekonomik yatırımlarını koruma ihtiyacını düşünerek, Osmanlı’ya dışardan gelebilecek saldırılarda karşı duracağını var sayıyordu. Bu sebeple Almanya’ya ekonomik işbirliği adına geniş imtiyazlar verilmiştir.

II. Abdülhamit, büyük güçler karşısında izlediği bu denge politikasının uzun süremeyeceğinin farkındaydı. Asıl amacı zaman kazanmak ve ekonomik anlamda toparlanmaktı. Fakat Tanzimat döneminden kalma borç padişahın hamle sayısını azaltıyordu. Düyun-ı Umumiyye ayrı bir dert. Devletin ne geliri varsa alacaklıların cebine giriyordu. Buna rağmen bir kaç önemli adım atılabilmişti. Eğitim alanında büyük gelişmeler kaydedildi. Kendi kendine yetemeyen medreseler, yeni usullerle eğitim veren okullara dönüştürüldü. Kalifiyeli eleman memur yetiştirmek üzere yüksek okullar açıldı.

  • Mekteb-i Mülkiyye,
  • Mekteb-i Hukuk,
  • Sanâyi-i Nefîse Mektebi,
  • Hendese-i Mülkiyye,
  • Dârülmuallimîn-i Âliye,
  • Maliye Mektebi,
  • Ticaret Mektebi,
  • Halkalı Ziraat Mekteb-i Âlîsi,
  • Deniz ticareti,
  • Orman ve maâdin,
  • Lisan, dilsiz ve âmâ mektepleriyle Dârülmuallimât ve kız sanayi mektepleri,
  • Fen ve edebiyat fakültelerinden oluşan Dârülfünun

Avrupa tarzı ilk ve orta okul kurulması bu dönemlerde başlamıştır. II. Abdulhamit hemen hemen bütün illerde rüşdiyeler açtırdı. II. Abdulhamit müze ve kütüphanelerin açılmasına da destek vermiştir. Bunlardan bazıları;

  • Müze-i Hümâyun (Eski Eserler Müzesi),
  • Askerî Müze,
  • Bayezid Kütüphâne-i Umûmîsi,
  • Yıldız Arşivi ve Kütüphanesi gibi kültür müesseselerini de kurmuştur.

Sağlık alanında da çalışmalar gerçekleştirmiştir. Tıp eğitimi dili Fransızca’dan Türkçe’ye çevrilmiştir. Yaptırılan hastaneler;

  • Haydarpaşa Tıbbiyesi
  • Şişli Etfal Hastanesi (Kendi cebinden)
  • Darülaceze (Bir kısmı cebinden)

II. Abdülhamit zamanında Tahrir-i Nüfus teşkilatı kurularak, nüfus sayımı gibi insan gücü ve varlığın istatistik olarak tespiti gerçekleştirildi. Memleket ve Menafi Sandıkları ismi altında ihtiyacı olan vatandaşa kredi verebilecekleri işletmeler kurulmuştur. 1883’de Menafi Sandıkları ismini almıştır. 15 Ağustos 1888’de de Ziraat Bankası ismini almıştır. Yıldız Çini Fabrikası kuruldu. Askeri anlamda yeniliğe gidildi. Almanya’dan uzman kişiler getirilere askeri eğitim alındı. Hukuk alanında ceza ve ticaret usulü kanunları çıkarıldı. Avrupa örneklerine göre polis teşkilatı yeniden düzenlendi.

II. Meşrutiyet

Maddi olarak sıkıntı ve bunun sebep olduğu diğer güçlükler yüzünden gizli bir muhalefet cephesinin oluşmasına sebep oldu. Dönemin aydınları kurtuluşun tek yolunun meşrutiyet olduğuna inanıyorlardı. İttihat ve Terakki Komiyesi önderliğinde Türk aydınları, Ermeniler, Rumlar, Bulgarlar ve Araplar gibi çeşitli gruplar fikir birliğine vardılar. Padişaha Kanuni Esasi’yi kabul ettirmeye zorladılar. 23 Temmuz 1908’de anayasa tekrar yürürlüğe girdi. Bu olaya II. Meşrutiyet ismi verildi. Toparlanma beklentisinin aksine imparatorluğun dağılmasına hız kattı. 5 Ekim 1908’de Avusturya Macaristan Devleti, Bosna Hersek’i işgal etti. Aynı gün Bulgaristan bağımsızlığını ilan etti. 6 Ekim 1908’de Girit Yunanistan’a bağlandığını açıkladı.

Tahttan İndirilişi

İlk seçimler Türkler’le Türk olmayanların çatışmaları ile geçti. İttihat ve Terakki Komitesi ademi merkeziyetçi, yani daha çok merkezden değil yerel yönetimlerin güç kazandığı bir fikir ile yola çıkarak Ahrar Fırkası (Partisi) ismi altında Türkleri temsil etti. Yunanistan ve Fener Patrikhanesi’nin emirleri ile hareket eden Rumlar’da diğer önemli çoğunluğu oluşturuyordu. 17 Aralık 1908’de açılan mecliste Türk vekillerin sayısı diğer gruplardan daha azdı. II. Abdulhamit’in de korktuğu aslında buydu. Bir süre sonra meclis Türk karşıtı mücadele sahnesine döndü. Bu durum İttihat ve Terakki Komitesi’nin hayallerini suya düşürdü. Üstüne İttihatçılar’ın sebep olduğu suikastlar, kendi adamlarını devlet kademelerine yerleştirmeleri huzursuzluğu iyice arttırdı. Muhalif cephe için güç kazandırılmış olundu. Halkın huzursuzluğu İttihadi Muhammedi Cemiyeti etrafında toplanmasına sebep oldu. Daha sonra bu huzursuzluk muhalif cemiyetler tarafından 31 Mart’ta İstanbul’da büyük bir ayaklanmaya sebep oldu. Tarih kayıtlarımıza bu olay 31 Mart Vakası olarak yer alacaktı. 13 Nisan 1909’da Sultanahmet Meydanı’nda halk toplanmaya başladı. 11 gün sürdü. Bir çok kan döküldü. 14 Nisan 1909’da Adana’da Ermeniler ayaklanarak bir çok Türk’ü katletti. 23-24 Nisan 1909 gecesi Selanik’ten gelen ordu ile birlikte İstanbul’daki ayaklanma bastırıldı. Ancak 22 Nisan 1909 günü ordu Ayastefanos’tayken gizli bir toplantı gerçekleştirildi. Bu toplantıda II. Abdulhamid’in tahttan indirilmesine yönelik karar verildi. II. Abdulhamid kendine sadık 1. Ordu ile Selanik’den gelen Hareket Ordusu’na karşı gelmesi teklif edilse de kabul etmedi. Müslümanı, müslümana kırdırmayacağını söyledi. İttihad ve Terakki elindeki hakimiyeti devam ettirmek adına İstanbul’da büyük bir güç gösterisi estirmeye başladı. 1. Ordu Rumeli civarlarına sürüldü. Basına büyük bir sansür uygulandı.

27 Nisan 1909 günü 240 vekil, 34 ayan olmak üzere 274 kişiden oluşan bir meclis toplandı. Hal fetvasını Elmalılı Hamdi Yazır kaleme aldı. Fetva Emini Hacı Nuri Efendi ise bu fetvayı imzlamak istemedi. Sebep olarak da üç önemli suçu II. Abdulhamid’in işlemediği kanaatinde olduğunu beyan etti. Bu üç suç;

  • 31 Mart Vaka’sına sebep olmak
  • Dini kitapları tahrif ettirmek ve yakmak
  • Devlet hazinesini israf etmekti.

Nuri Efendi’nin isteği üzerine bu üç madde çıkarıldı ve II. Abdulhamid’e saltanattan feragat etmesi maddesi eklenmiştir. Bunun üzerine hal veya feragat seçeneklerinin tercihi meclise bırakılmıştır. Fetva imzalandıktan sonra mecliste okununca hal kararı verilmiş oldu. Tahttan indirilen padişah ve ailesi apar topar bir gecede Selanik’e gönderildi.

Selanik’te II. Abdulhamid zamanını marangozluk ve demircilik ile geçirdi. 10 Şubat 1918’de hayata gözlerini yumdu.

Kaynak: https://islamansiklopedisi.org.tr/abdulhamid-ii

3 YORUMLAR

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu yazınız.
Lütfen buraya isminizi giriniz.